Anasayfa  ➲  Urla ➲  Urla'nın Tarihi

Urla'nın Tarihi

URLA TARİHİ

 

Batı Anadolu sahil kesiminin en önemli yerleşmelerinden biri olan Liman Tepe, Kalkolitik Çağ’dan Roma Dönemi sonuna kadar süren kesintisiz iskân tarihi açısından ünik bir karakter ortaya koymaktadır. Ele geçen buluntular ışığında, kentin en eski kültür tabakalarından itibaren denizaşırı ticaret ilişkilerinin merkezinde olan güçlü bir liman kenti konumunda olduğu anlaşılmaktadır. Erken Tunç Çağı’nda şehircilik anlayışının da devreye girmesiyle daha farklı bir boyut kazanan bu merkez, Klasik Çağlar’da Klazomenai adını almıştır.

MÖ 1200 yıllarında başlayan Ege Deniz Kavimleri Göçü ile Batı Anadolu yeni bir siyasi yapı kazanmış, site devletleri birer uygarlık merkezi hâline gelmiştir. Bu şehirler Efes, Selçuk, Kolofon, Milet, Myus, Priene, Lebedus, Erthrae, Klazomenai, Phokaia (Foça), Smyrna (İzmir) ile Khios (Sakız) şehirleridir. 12 İon kenti olan Panionion şehir devletleri birliği kurulmuştur. MÖ 8. yüzyıla gelindiğinde Klazomenai siyasi oluşumunu tamamlayarak uygarlık tarihinde ki yerini almış ve şehir devletler sistemine katılmıştır. Phrygia, Kimmer, Lidya akınlarının yarattığı tahribat, yapılan kazı çalışmalarında çıkan yanık seramik ve diğer buluntularla kendisini göstermektedir. MÖ 6. yüzyılda Batı Anadolu’yu saran Pers istilasını, yine MÖ 499’da başlayan İonia ayaklanması takip etmiştir. Ayaklanmanın Persler tarafından sert bir şekilde bastırılması ile başlayan olaylar sonunda halk, anakaradaki kenti terk ederek karşı kıyıdaki bugün Karantina Adası adıyla bilinen adaya yerleşmiştir. Bu yerleşmenin MÖ 4. yüzyıl içinde de sürdüğü antik kaynaklardan bilinmektedir.

 Makedonya Kralı Aleksandros’un, MÖ 334 yılında yapılan Granikos Savaşı ile Pers istilasını durdurması ve anakaradaki halkın bir daha geri dönmemek üzere burayı terk edip, yaşamlarını adada sürdürmeleri eş zamanlı gibi görünmektedir. Roma ile yapılan, MÖ 188 tarihli Apameia barışı ile Klazomenai, özgür bırakılan kentler arasında yerini almış ve Drymoussa (Bugünkü Uzunada) adası da kent topraklarına dâhil edilmiştir. İmparatorluk döneminde görece küçük bir kent olarak kalan Klazomenai’nin sikkelerinde imparator portresinin yanı sıra hem eskiden beri kullanılan kanatlı domuz ve koç figürleri, hem de Dionysos, Asklepios, Kybele, Zeus ve filozof Anaksagoras gibi özgün figürler yer almaktadır. MS 5. yüzyılda adadaki kentin terkedildiği anlaşılmaktadır. MS 451’deki Khalkedon Konseyi, MS 530’daki Hierokles listeleri ve daha sonraki bazı piskoposluk listelerinde adı anılan kentin bu dönemlerde, bir kilise yıkıntısı ve Bizans çağı yazıtları saptanan Gülbahçe Köyü’nde yer alması mümkün görünmektedir.

Türkler 1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu'ya daha sistemli bir şekilde yerleşmeye başlamışlardır. Kendi Türk-İslam kültürlerini Anadolu'da yerleştirmiş ve karşılıklı kültür alışverişiyle Anadolu Uygarlığı ortaya çıkmıştır. Bu şekilde Anadolu'da kurulmuş olan ilk büyük Türk Devleti, Anadolu Selçukluları olmuştur. Türklerin Ege Denizi’ne ve İzmir'e ulaşması 1080li yıllarda Çaka Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. İzmir artık bir Bizans şehri değil bir Türk şehri olmuştur. Çaka Bey, Türklerin ilk donanmasını da kurmuştur. Bu sayede kıyı şehirlerini ele geçirmiştir. Bu şehirlerin arasında Klazomenai de vardır. Çaka Bey'in kurduğu beylik kendi ölümüyle birlikte dağılmıştır. Bu tarihten sonra iki yüzyıl kadar Batı Anadolu'da Türk-Bizans mücadelesi olmuştur.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1308 yılında yıkılmasıyla Anadolu'da beylikler dönemi başlamıştır. Bu beyliklerden Aydınoğulları Beyliği, 1308 yılında Germiyanoğulları Beyliği Subaşısı Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından Batı Anadolu'da kurulmuştur. İzmir ve Urla, Aydınoğlu Gazi Umur Bey ve İbrahim Bahadır Bey tarafından 1320’li yıllarda bu beyliğin topraklarına katılmıştır. 1390 yılında Osmanlı eline geçen Aydın ve çevresi, Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’nı kaybetmesi ile yine beyliğin eline geçmiş, II. Murat’ın 1425-1426’da Aydınoğulları Beyliği’ni ortadan kaldırması ve Cüneyt Bey’in öldürülmesi ile Urla tamamıyla Osmanlı Devleti yönetimine geçmiştir.

Osmanlı Devleti’nde Urla, iç ve dış ticarette büyük öneme sahip bir liman kenti olmuştur. Burada o dönemde hububat, kuru meyve, kumaş ve sabun gibi ürünlerin sevkiyatı İskele limanından yapılmıştır. 14. yüzyılda “Karya Pazarı” olarak anılan ve geçmişten günümüze her zaman önemli bir pazar olma özelliğinde olan Urla’da, 15. yüzyılda yaklaşık 200 dükkân olduğu, 16. yüzyılda ise Urla Gümrüğü’nün gelirlerinin 30.000 akçe olduğu bilinmektedir. 1520’den sonra Kanuni Sultan Süleyman, Urla’nın Kamanlu, Gazideresi, Kuzgunlar, Sunkurlu, Kızılca, Dündarlu, Yıvacalu, Otaca/Otacalu, ve Özbek köylerini validesi Hafsa Sultan’a vermiş, o da bu yerleri Manisa’da yaptırdığı külliyeye vakf etmiştir. Bu köylerin dışında kalan Kilizman ve merkezdeki alanlarda padişahın hassına eklenmiştir. 1520-1540 yılları arasında Urla’da yaklaşık 2000 vergi mükellefi olduğunu kaynaklardan öğrenmekteyiz.

Urla'daki deniz ticareti 16. yüzyıl sonlarında gerilemeye başlamıştı. Ticaret gemilerinin artık bu limana uğramamasının en önemli sebebi, büyük Türk Denizcisi Piri Reis'in dediği gibi, bu suların korsan yatağı olmasıdır. Urla ve Çeşme, İzmir körfezinin ağzında ve denizden gelecek saldırılara açık bir konumdaydı. Bölgedeki halk, her tarihte birçok kez denizden gelen saldırılarla karşı karşıya kalmıştır. Bu faaliyetler sürekli olarak kontrol altına alınmaya çalışılsa da Urla ve Çeşme kazasındaki köyler korsan saldırılarından bir türlü kurtulamamıştır. 17. yüzyılın ikinci yasında Urla’yı ziyaret eden Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinden, o dönemdeki Urla ile ilgili sayısız bilgi edinmekteyiz. Seyahatnamede Urla Kalesi, ticarethaneler, sabun ve zeytinyağı gibi işlikler, ziyaret yerleri, bölgede yetişen mahsuller, bir kısmı bugüne ulaşabilmiş yapılar gibi birçok konuda bilgi bulunmaktadır. 

18. yüzyılda gerileme dönemine giren Osmanlı Devleti, ilk defa Avrupa’nın üstünlüğünü kabul etmiş, “XVIII. Yüzyıl Islahatları” olarak bilinen özellikle devleti ve orduyu güçlendirmeye yönelik Avrupa tarzı yenilikler yapma yoluna gitmiştir. 19. yüzyıl ise savaşlar ve salgın hastalıklarla geçmiştir. Tüm dünya devletlerini etkisi altına alan bu felaketlerden Osmanlı Devleti de nasibini almış, bu salgınlarla mücadele için tedbirler alınmıştır. Bu dönemde tarih sahnesinde yer alacak önemli bir gelişme de Urla’da yaşanmıştır. 1865 yılında Urla Karantina Adası’nda, Klazomen (Urla) Tahaffuzhanesi ismiyle bir “tahaffuzhane sistemi” kurulmuştur. Dünyada tescilli olan 3 adet karantina adasından birinde yer alan Urla Tahaffuzhanesi, 1800'lü yılların başında bütün dünyayı kasıp kavuran salgın hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla Fransızlara yaptırılmış ve 1950 yılına kadar işlevini aynen sürdürmüştür. 

1912-1913 yıllarında yaşanan Balkan Savaşları neticesinde Osmanlı Devleti'nin Ege denizindeki hâkimiyeti sona ermiş ve Adalar bir sorun olarak tarihteki yerini almıştır. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Harbi’ne katılacağını hisseden İtilâf Devletleri, 1914 yılı Eylül ve Ekim aylarından itibaren Ege Denizi’nde Yunanistan’ın elinde bulunan adalara yerleşerek Osmanlı Devleti’ni denetim altında tutmaya çalışmıştır. Osmanlı Donanmasının, bir oldubitti ile Rus limanlarını bombalamasına karşılık olarak Ruslar, 1 Kasım’da ülkenin Doğu sınırlarına taarruza geçmiş, İngilizler Urla iskelesinde demirli iki gemiyi batırmış, İngiliz-Fransız karma filosu Çanakkale Boğazı ağzındaki tabyaları kısa bir süre bombardıman etmiştir.

İtilaf Devletleri, ablukaya aldıkları Anadolu sahillerinde her türlü deniz ulaşımını kesmeye çalışmıştır. Düşman gemileri sadece küçük sandalları değil, Urla iskelesinde batırdıkları Beyrut Mesaha Yatı gibi büyük tonajlı gemileri de hedef almıştır. Harpten biraz önce bir Alman ticaret gemisi, Kızıldeniz’de bazı mercan resiflerine çarparak batmış, bunun üzerine Almanya Osmanlı hükûmetine ültimatom vererek Kızıldeniz'in haritalarının ivedilikle yapılmasını istemiştir. Bunun üzerine Beyrut Mesaha Yatı bu mesahayı yapmak üzere görevlendirilmiştir. Ancak I. Dünya Harbi’nin başlaması ile bu görevini tamamlayamadan İzmir Körfezi’ne geri dönmüştür. Urla’da kaçakçı takibi ile görevli iken, İngiliz gemileri ile karşılaşmıştır. Gemiyi vermek istemeyen Türk askerler gemiyi ateşe vermiş, mürettebat ise yanına alabildiği kadar alet ve edevatla filikalara binerek kıyıya yönelmiştir. Bunun üzerine İngilizler tüm limanı ateşe tutmuştur. Bu sırada demirli olan Kınalıada Vapuru’da, Beyrut yatı ve irili ufaklı kayıklar gibi bu ateşten nasibini almış ve batırılmıştır.  Urla Limanı Gümrük kapısının asayiş ve güvenliğinden sorumlu 367 Sicil sayılı Polis Memuru Ali Fehmi Efendi, kıyıda bulduğu bir kayığa binip alevler içindeki Beyrut Mesaha Yatı’nın güvertesine çıkarak gemide bulunan topu yerinden sökmüştür. Kurtuluş mücadelesinde düşmana karşı kullanmak maksadı ile kurtarmaya çalıştığı topu, düşman gemilerinin ateşi altında geldiği kayığa taşımış ve karaya çıkarmayı başarmıştır.  Büyük bir azim ve inançla meydana gelen bu kahramanlık, Türklerin topraklarını kurtarma sevdasına canlarını hiçe saydığı sayısız örnekten biridir. Osmanlı Devleti, 11 Kasım 1914’te İtilaf devletlerine resmen harp ilan ederek fiilen savaşa katılmıştır. İngiliz ve Fransızlar tarafından yapılan Anadolu sahillerini abluka faaliyetlerine 1915 yılı yazından itibaren İtalya’da katılmıştır. Düşman donanması tarafından 1915 yılı içinde Seferihisar, Urla, Karaburun kazaları ve bunlara bağlı bazı köyler bombardıman edilmiştir.

I. Dünya Harbi’nin galipleri 30 Ekim 1918 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi hükümlerini, hedefleri doğrultusunda yorumlayarak Osmanlı topraklarını işgale başlamıştır. 15 Mayıs 1919 sabahı başlayan Yunan işgaline karşı Batı Anadolu’da ilk direniş 16 Mayıs sabahı Urla’da olmuştur. İzmir’in işgalini öğrenen 800 kadar yerli Rum, Türk köylerinde saldırıya, yağmaya, kadınlara tecavüze ve savunmasız insanları öldürmeye başlamış; büyük bölümü ise Türk mahallesine hücum etmiştir. Bu sırada Urla' da, İzmir' deki 56. tümene bağlı 173. Alay bulunmaktaydı. 100 kişiyi bulan askerler cephanelik, depo gibi yerlere dağılmış bulunuyordu. Rum saldırı girişimi başladığında Alay Komutanı Yarbay Kazım Bey’in elinde kullanabileceği sadece 18 er mevcuttu. Kâzım Bey, yanında bulunan 18 er ile birlikte kasabayı savunmaya başlamış, sonra yetişen diğer askerlerle savunmasını pekiştirmiştir. Saldırıyı duyan Türk halkı Alay cephaneliğine girerek silahlanmış ve 120 kişilik bir kuvvetle alayın yanındaki yerini almıştı.

Rumlar, Türklerin iki katından fazla bir nüfusa sahip olduğundan çok daha çabuk örgütlenmiştir. Rum çeteleri ile Alayın çarpışması 16 ve 17 Mayıs günleri boyunca sürmüş, İzmir'den gelen bir Yunan bölüğü ve bir İngiliz yüzbaşının duruma el koymasıyla 17 Mayıs akşamı ateş kesilmiştir. Bu arada Urla iskelesine yanaşmış olan bir Yunan savaş gemisinden kıyıya asker çıkarılmış, Kazım Bey, İngiliz subayının da aracılığı ile bu kuvvetler karşısında çarpışmayı durdurmak zorunda kalmıştır. Bu olayla birlikte Batı Anadolu’da ilk Kuvayı Milliye mücadelesi başlamış, Türk askerinin ve halkının bu silahlı karşı koyuşu, Yunan askerleriyle değil Rum çetelerine karşı olmasına rağmen, Batı'da Yunanlılarla “ilk çarpışma” kabul edilmiştir. Çatışmalar sonunda 18 Mayıs günü silahları alınan Alay subay ve erleri, İzmir'e getirilmiş ve Harp esiri muamelesi görerek İzmir'de üç gün önce tutuklanmış olan diğer askerlerin yanına konmuştur. Urla, kurtuluş günü olan 12 Eylül 1922 tarihine kadar 3 yıl, 3 ay, 3 hafta ve 6 gün işgal altında kalmıştır.

26 Ağustos 1922 Cumartesi günü başlayan ve 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da zafere ulaşılan Başkomutan Meydan Muharebesinde, kesin yenilgiye uğrayan Yunan ordusu geri çekilmeye başlamış, Mustafa Kemal Paşa, geriye çekilen ordunun yeni bir savunma hattı oluşturmasını engellemek için o ünlü emrini vermiştir;

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Bu emirle başlayan takip, 9 Eylül’de Türk ordusunun İzmir’e girmesi ile sonuca ulaşmıştır. 10 Eylül’de de Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa, beraberindeki komutanlarla beraber İzmir’e gelmişlerdir. Aydın’dan çekilen düşman kuvvetinin İzmir’e yaklaşarak Kadifekale’ye top ateşi açması nedeniyle, Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa, Süvari Kolordusu Kumandanı Fahrettin (Altay) Paşa’ya kuvvetleri alıp düşmanı püskürtmesini emreder. Eşrefpaşa Mahallesi üzerinden düşmana saldıran kuvvetlere, karşı taraftan gelen Çolak İbrahim Bey kumandasındaki 3. süvari tümeni destek vermiştir. Bu destek ile dayanamayan düşman askerinden Çeşme tarafına kaçanlar dışında bir tugay komutanı, elliye yakın subay ve üç bin kadar asker esir alınmıştır. Düşmanın yakıp ve yıkarak Urla Yarımadası’na doğru geri çekilmesi üzerine Fahrettin Paşa, 10-11 Eylül gecesi bir emir alır. Hatıratında aldığı emirle 2. süvari tümenini Karşıyaka’ya ordu emrine gönderip bunun yerine 3. süvari tümenini emrine aldığını, emirde ayrıca süvari kolordusunun Urla Yarımadası’nı düşmandan temizlemek üzere Çeşme’ye kadar gidip gelmesi ve 57. piyade tümeninin de emirlerine gönderileceğinin yazdığını belirtmiştir. Ayrıca 1. ve 14. tümenlerin Urla’ya, 3. tümenin de Seferihisar’a sabah olmadan hareketlerine emir verdiğini belirtir. Birkaç gün sonra tekrar geri dönüleceği için tümenler hafif yükle harekete başlamıştır. Yenikale (Narlıdere) civarında sahil boyunu düşman donanması ateş altında tuttuğundan ve bu yol kilometrelerce deniz kenarından devam edeceğinden tümenler, dağ eteklerinden Kilizman’a oradan da Urla’ya varırlar. Fakat 57. topçu alayının 1. batarya komutanı olan Yüzbaşı Kemal Bey ve Seyisi Onbaşı Baki, Abdullah Ağa Çiftliği (Bugün Narlıdere İstihkâm Okulu’nun bulunduğu alan) civarında düşman gemisinden atılan mermi atışları nedeniyle şehit olmuştur.

Fahrettin Paşa, kurmayları, karargâhın 1. kademe subayları, İzmirli iki vatanperver genç ve iki otomobille 11 Eylül sabahı Urla’ya hareket etmiştir. Abdullah Ağa Çiftliği civarına geldiklerinde bir Yunan savaş gemisinin sahile oldukça yakın mesafede durduğunu görmüşlerdir. Yolda ilerlerken düşman gemisinden atılan toplara hedef olmamak için otomobilleri yol kenarındaki kamışların arasına gizleyip, geriye çekilerek torpidonun gitmesini beklerler. Fahrettin Paşa, hatıratında ileride devam eden tümenlerin başsız kalması nedeniyle canının sıkıldığını da belirtir. O sırada 88 model eski tüfeği ve yalnız bir bağ fişeği olan bir askerin topallayarak kendilerine yaklaştığını belirtip, gemiyi kaçırmak ümidiyle bu askeri kumsala yatırıp beş kurşunu birden geminin üzerine boşalttırmıştır. İsabet alan gemide bir gürültü kopmuş ve derhal top ateşi açmışlardır. Bu sırada yanlarında bulunan, Çanakkale’de İngilizlerin siperinden kaçıp askerler tarafından yakalanarak kendisine verilen ve Grey ismini koyduğu puanter cinsi av köpeği mermileri av sanarak fırlamış, gemiden bunu gören askerler top yağdırmaya devam etmiş, sahile çıkarak kontrol etmesi için silahlı on askeri bir sandalla denize indirmiştir. Fahrettin Paşa ve beraberindekiler muhafazalı yerlerinden dolayı bir zarar görmemişlerdir. Gün ilerlediği halde gemi bir türlü hareket etmemiş, neyse ki Türklerin Bademli’ye yerleştirdiği 15’lik bir obüs bataryasının iki büyük topuyla gemi hareket edip gitmiştir. Lakin kısa süre sonra Kösten Adası (Uzunada) arkasından Yunanlıların meşhur Averof zırhlısı ortaya çıkmış ve Bademli’deki bataryayı dövmeye başlamıştır. Düşman gemilerinden dolayı sahil yolundan otomobillerle geçilemeyeceği anlaşılınca dağ eteklerinden Kilizman’a giden adi bir toprak yol bulup geceleyin farları yakmadan güçlükle Kilizman’a varıp sabah da Urla’ya gelmişlerdir. 1. ve 14. tümenler de zorlukla oraya gelmiş, 3. tümen ise; ancak, Seferihisar’a varabilmiştir. Fahrettin Paşa, tümenleri savaş düzenine sokup düşmana saldırmış ve şiddetli taarruz karşısında düşman geri çekilmiştir. Bu sırada İzmir’in üzerinde yükselen büyük bir alev ile kapkara dumandan güzel İzmir’in yandığını üzülerek izler.

Yunanlılar Çeşme’ye giden yolun köprülerini bozdukları ve Yağcılar Mevkiinde dağlarda artçı muharebeler yaptıklarından dolayı ki bu muharebeler dağın kuzey ve güney kıyılarındaki gemilerden açılan ateşle desteklenmiştir, ilerleme gecikir. Tüm bu zorluklara rağmen 15 Eylül akşamı Çeşme’ye yakın Alaçatı yakınlarına varılmıştır. Geceleyin de kalan düşman askerleri gemilere binerek Sakız adasına kaçarlar. Böylelikle Anadolu’da tek bir düşman askeri kalmamış olur. Fahrettin Paşa, Anadolu’dan kaçan Yunan askerlerinin geçtikleri yerlerden topladıkları atlarla Çeşme’ye kadar kaçabildiklerini, top ve cephane arabalarını yakıp bıraktıklarını, top çeken katanaların ayaklarının tellerle bağlanarak öldürülmüş olduğunu, atların da yaralı bereli sıska bir halde açlık ve susuzluk içinde bir kısmının ölmüş, bir kısmının da ölmek üzere olduğunu belirtir. Amaç canlı cansız geriye kalan hiçbir şeyin Türklerin işine yaramamasıdır. Babası piyade albayı İzmirli İsmail Bey, dedesi Hacı Ahmet Efendi, onun babası Urlalıoğlu Ömer Ağa olan, ecdadının İzmir’in Urla ilçesinden geldiğini, resmi kayıtlarının da İzmir’de olduğunu kendi yazdığı hatıratının girişinde belirten Fahrettin Altay Paşa, güzel İzmir’inin ve dahi Urla’sının kurtuluşunda görev almış bir kumandan olarak haklı bir gurur içinde İzmir’e dönmüş, Mustafa Kemal Paşa ve diğer kumandanların takdir ve taltiflerine mazhar olmuştur. Bu üstün başarıları sebebiyle kendisinin rütbesi tümgeneralliğe yükseltilirken, bütün kolordu subaylarının rütbeleri de birer derece yükseltilmiştir.

Türk milleti için siyasal bir zafer oluşturan Mudanya Ateşkes Antlaşması(11 Ekim 1922) ve sonrasında imzalanan Lozan Barış Antlaşması(24 Temmuz 1923), Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Kurtuluş Savaşı ile yaklaşık 1.000.000 Rum Yunanistan’a göç etmiş, kalanların durumu ise Lozan Konferansı sırasında Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan bir sözleşme ile çözümlenmiştir. Türk-Yunan ‘nüfus mübadelesi’, Lozan Konferansı’nda Türkiye ve Yunanistan arasındaki öncelikli sorunlardan birisi olmuş ve 30 Ocak 1923 yılında, Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan ‘Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol’ün imzalanmasıyla çözüme kavuşturulmuştur. Sözleşmenin 1. Maddesi uyarınca, Türkiye’de bulunan Ortodoks Rumlarla, Yunanistan’da bulunan Müslümanlar, 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren zorunlu göçe tabi tutulacaklar ve göç edenler Türk ve Yunan makamlarının izni olmadıkça geldikleri ülkelere yerleşmek amacıyla geri dönemeyeceklerdir. Bu sözleşme uyarınca, yaklaşık olarak 350.000 Müslüman Türk ve 200.000 Hıristiyan Rum zorunlu göçe tabi tutulmuştur.

Türkiye’de savaşlar sırasında ve sonrasında yaşanan göç hareketlerinde İzmir ve kazaları, konumları nedeniyle büyük öneme sahiptir. Bu yerler Anadolu’nun diğer bölgelerine sevk edilmek üzere kara ve deniz yoluyla gelen göçmenlerin uğrak ve konuklama yeri olmuş,  iskân edilen göçmenlerin yeni yurdu haline gelmiştir. Özellikle Urla, limanı ve art bölgesi, merkezi konumu, MÖ 6. bine uzanan tarihi geçmişi, tarihi eserleri, kültürel değerleri ve 7500 yılın üzerinde bu topraklarda yaşam bulmuş insan faktörüyle bir mozaikler bütünüdür.

KAYNAKÇA

  • AKKOR, Mahmut., I. Dünya Savaşında Çeşitli Ülkelerdeki Türk Esir Kampları, Sakarya Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya, 2006.
  • ALTAY, Fahrettin., Görüp Geçirdiklerim-10 Yıl Savaş Ve Sonrası (1912-1922), İstanbul, 1970.
  • BAYKARA, Tuncer., Türk Devrinde Urla Kazası (1080-1980), E.Ü. Araştırma Fon Saymanlığına Sunulan Rapor, Proje No:30, İzmir, 1991.
  • BAYRAKAL, Sedat., Urla ve Köylerindeki Türk Dönemi Sosyal Anıtları, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayın No:159, İzmir, 2009.
  • BIYIK, Ömer., Defter-i Evkâf-ı Vâlide Sultan Der Mağnisa - Ayşe Hafsa Vâlide Sultan Vakfı ve XVI. Yüzyılda Urla, Ege Üniversitesi Yayınları İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayın No:8, İzmir, 2014.
  • BOZDAĞLIOĞLU, Yücel., “Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Ve Sonuçları”, TSA, YIL: 18 Özel Sayı, S: 3, Ocak 2014, s.9-32.
  • BOZKURT, Abdurrahman., “I.Dünya Savaşı Başlarında Osmanlı Devleti’nde Casusluk Faaliyetleri ve Güvenlik Algısı (1914-1915)”, OTAM, 36 /Güz 2014, 1-44.
  • ÇOLAK, İbrahim., Milli Mücadele Esnasında Kuva-yı Seyyare Komutanlığıma Ait Hatıralarım, İstanbul, 1997.
  • DUMAN, Önder., “Atatürk Döneminde Balkan Göçmenlerinin İskân Çalışmaları (1923-1938)”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 43, Bahar 2009, s. 473-490
  • ELİACIK, Muhittin., “İzmir’in Kurtuluşunda Mühim Bir Sima: Fahrettin Altay ve İzmir’le” İlgili Anıları”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kuva-yı Milliye’nin 90. Yılında İzmir Ve Batı Anadolu Uluslararası Sempozyum Bildirileri 6-8 Eylül 2009, İzmir, 2010, s.198-225
  • EROKAN, İslam., “Türkiye’de Deniz Haritacılığı”, Harita Dergisi, S.54-56, 1958, s.54-68.
  • GÜLCAN, Oğuz., Batı Anadolu’da Kuvayı Milliyenin Oluşumu (1919-1920), Ankara Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2007.
  • KALYONCUOĞLU, Zeynep., Anadolu’da Kuva-yı Milliye’nin Oluşumu, Ankara Üniversitesi Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2011.
  • OKUKLU, Mustafa., Fahrettin Altay, Dokuz Eylül Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2009.
  • ÖZLÜ, Hüsnü., “Arşiv Belgeleri Işığında Balkan Savaşları’nda Ege Adaları’nın İşgali Süreci”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, S. XII/25 (2012-Güz), s. 9-32.
  • Sâlname-i Vilâyet-i Aydın (İzmir Vilâyet Salnâmesi), (1879-1908)-(1927-1928)
  • SARIÇELİK, Kerim., “Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletleri’ne Karşı Anadolu’nun Akdeniz Kıyılarında Aldığı Bazı Tedbirler”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 21, 2007, s.173-189.
  • ÜLKEKUL, Cevat., “Atatürk Neden ‘Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir. İleri!’ Demişti”, Harita Genel Komutanlığı Resmi İnternet Adresi.
  • 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması, Necmi İstikbal Matbaası (Başvekâlet Müdevvenat Müdüriyeti tarafından tabettirilmiştir), İstanbul, 1931.
  • Web Adresleri:

http://ankusam.ankara.edu.tr/

http://www.atam.gov.tr/duyurular/kurtulus-savasi-askeri-ve-siyasi-zaferler

http://www.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=11&dil=1

 

https://www.hgk.msb.gov.tr/images/dergi/makaleler/1b7314ae41df378.pdf

 

http://www.izmir.pol.tr

http://www.izmirmuzesi.gov.tr/antik-yerlesim-alanlari-klazomenai.aspx

http://www.klazomeniaka.com/

http://www.msb.gov.tr/Sehitlikler/YurtIciSehitlikleri

 

*Arkeolog Cem KURT

*Sanat Tarihçisi Fatma ÇETİNKAYA

 

 

 

 

EKLE
E-Posta listemize kayıt olun ilk siz öğrenin!